Peynir Tuzağı


beslenme

Aslında nereden başlayacağımı tam olarak bilemiyorum çünkü peynir ile aramda olan ciddi sevgi bağı herkes tarafından biliniyor. Oğlumun inek sütü alerjisi sebebiyle diyet yapmam gerektiğini öğrendiğimde sudan çıkmış balık gibi oldum çünkü dolabı açıp gidip gelip peynir yerdim. Bu kitabının kapağını görene kadar peynir ve bağımlılık kelimelerini yan yana koymazdım ama kitabın detaylarını okudukça, örnekleri inceledikçe, araştırmaları gördükçe anladım ki gerçekten bağımlılıkmış.

"Evet, ben bir peynir bağımlısıyım" diye başlamak istiyorum :)

Son dönemlerde, özellikle de sosyal medya kullanımının yaygınlaşması ile hepimiz sağlık ve beslenme konusunda bir çok bilgi ile karşılaşır ama hangisinin doğru olduğunu ayırt edemez olduk. Ama benim gibi bu tarz kitapları okumayı seven, belgeselleri takip edenler biraz daha rahat ediyor ve bilgileri süzebiliyor ama çok araştırmayanlar farklı bilgilere, şok diyetlere, bitki çaylarına kapılıp gidebiliyor. (Broken Brain belgeseli notlarımı bence mutlaka okuyun.)

Yıllardır peynir çok önemli, mutlaka yemeliyiz diye biliyorduk. Hatta diyetlerin vazgeçilmezi her zaman "bir kibrit kutusu" kadar peynir oldu. Saniyeleşme, sağlık politikaları, modern hayat, pratikleşme ihtiyacı sonrası ortaya çıkan hazır gıdalar aslında bizi fazlasıyla etkiliyor. Bu kitap, farklı bir noktadan bakmayı öneriyor. Bu zamana kadar hep hazır gıdalar, gazlı içecekler kötü olarak lanse edildi ama neden kimse peyniri incelemedi diye soruyor. 

Ve iddiasına göre hayatımızdaki en büyük ve konsantre düşman: PEYNİR


Aslına bakarsanız yeni doğan bir çok bebekte inek sütü alerjisi olması, tepki vermeleri bile bir işaret bence. Oğlumun alerjisi olmasa, bu konuyu bu kadar araştırıp, diyet yapmasam benim de farkında olabileceğim bir konu değildi ne yazık ki. Başımıza gelmeden, deneyimlemeden anlayamıyoruz.

Sıradan bir Amerikalı her yıl 16 kilodan fazla peynir yiyiyormuş. Kitap, peynirin genellikle hamile bir inekten elde edilen sütler ile yapıldığını buna bağlı olarak sütteki yoğun östrojen hormonlarının da bize geçtiğini belirtiyor. Yarım kilo çedar peyniri için dört litreden fazla süte ihtiyacımız olduğunu bunun da sütteki yağın, proteinin ve kalorilerin konsantre hal gelmesi olduğunu belirtiyor.

Ayrıca, doymuş yağ oranının fazla olması, sodyum oranının yüksek olması, kalorisinin yüksek olması sebebiyle yüksel kolestorol, eklem romatizması, diyabet, çeşitli otoimmun hastalıklara sebep olabileceğini belirtiyor.


Kitapta peynir bağımlılığını fark ettikten sonra migren, endometriyosiz, cilt sorunları, romatizmal hastalıklar, astım vb. hastalıklardan kurtulan kişilerin hikayeleri ile dolu. Ayrıca, sanırım bizim geçmişte başımıza çok geldiği için beni en çok etkileyen bölüm orta kulak iltihabı oldu. Eğer çocuğunuz sık sık orta kulak iltihabı oluyorsa mutlaka diyetine, yediklerine dikkat edin diye uyarıyor.

Özetle, etkileyici argümanlarla, araştırmalarla, deneyimler ile dolu bir kitap. Akıcı bir dille yazılmış, okuyucunun üzerinde baskı kurmadan detaylar aktarılmış. Tam aklınıza bir soru geldiğinde Dr. Neal Barnard cevabını bir sonraki sayfada yazmış :)

Peki peyniri bırakalım da alternatifi ne olacak diye soranlar için kitabın sonunda Dreena Burton'un alternatif şahane tarifleri var.

Farklı bakış açılarını incelemek, bu konuda yapılan araştırmaları ve deneklerin yaşadıklarını okumak isterseniz bence mutlaka alın:)

7 aydır süt ve süt ürünleri tüketmiyorum, bu konuda yaşadıklarımızı Süt Alerjisi ve Yaşadıklarımız yazımda paylaştırm. Bu yazımın da bebeği alerjik olan annelere faydası olacağını umuyorum. 

Sevgiler.

Hiç yorum yok